Kömür işçisinin kaderinin üzeri çizilmişse, bu ülkemizde bir Marksist siyasi güç olmadığından çizilmiştir. Bu kaderin Allah'ın işçinin alnına yazmış olduğu yazı olduğunu sananlar ya cahildirler ya da insan hayatını hiçe sayanlardır.
İşçi haklarına sahip çıkan siyasi hareketlerin bulunduğu ülkelerde, işçilerin alın yazıları yeniden yazıldı, ne diyeceği yani şimdi o ülkelerde insanlar Allah'ın yazdığını silip yeniden mi yazdılar demeliyiz ki?
Kaderler hakkında cahil laflar edeceğimize oturup başka ülkelerde yaşananlar hakkında bilgilenelim de bir şeyler yapıp kendi insanımızın hayatını kurtaralım.
Memleketimizde etkin bir Marksist muhalefet olmadığından, bu iş Zonguldak'ı ziyaret etmesi beklenilen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na kalmıştır. CHP'nin daha solunda olan insanlar bu mücadelesinde Kemal Kılıçdaroğlu'na tam destek vermelidirler.
***
İş güvenliği ve işçi sağlığı hakları iyi kalpli işverenler tarafından lütuf olarak bağışlanamaz., Dua etmekle yetinmekle de olmaz bu işler.
Bunlar başka ülkelerde mücadeleler sonucunda söke söke alınmıştır.
İngiltere'de de büyük maden kazaları yaşanıyordu. Ta ki maden işçileri sendikasının başına Arthur Scargill adlı bir Marksist geçinceye kadar durum böyleydi. İşçi arkadaşları tarafından 'Kral Arthur' diye adlandırılan Scargill, 1984-85 yıllarında İngiliz hükümetine savaş açtı.
Kömür işçileri her ülkede korkusuzdurlar. Yürümeye başladıklarında hiçbir ülkede devlet onların önünde kolay duramaz.
Hayatını yüzlerce metre yerin altında zifiri karanlıkta ve her an ölüm tehlikesi altında çalışarak kazanan işçiler, yeryüzünde karşılarına çıkarılan polisin copundan veya sıkacağı gazdan mı korkacak Allah aşkına, bırakınız geçiniz bunları.
Scargill arkasına binlerce işçiyi aldı ve barikatlara yürüdü.
Barikatlar tabii ki bir bir yıkıldı ve bununla da kalmadı az daha hükümet devriliyordu.
Sorun sadece ücretler değildi. İş güvenliği ve işçi sağlığı sorunları da ön plandaydı.
Sonra baktılar ki onları durdurmak pek olay değil. Hükümet kömür madenlerinde iş güvenliği ve işçi sağlığı konunda yeni yasal düzenlemeler yaptı.
Enternasyonal durum elverişli olsaydı ve durmasalardı İngiliz işçi sınıfı, bir Marksist devrim yapmaya doğru yürüyordu o dönemde.
Sonra istediklerini aldılar ve durdular. O tarihten itibaren İngiltere'de yıllık maden kazası sayısında büyük düşüşler yaşandı alınan yeni tedbirler nedeniyle.
HARLAN COUNTY, USA
Kapitalizmin tarihi, iş güvenliğini sağlamanın başka yolunun da olmadığını gösteriyor.
1970'li yılların ortalarında Amerika'da HARLAN COUNTY, USA adlı bir belgesel çekildi. Beni genç bir Marksist olarak derinden etkilemiş olan bu belgeselde Harlan County'de kömür işçilerinin büyük grevi anlatılıyordu.
Orada da işçiler olağanüstü zor koşullar altında grev mücadelesini verdiler. Ortaya belgesel de çıkınca sol intelijensiyayı da yanlarına aldılar ve kömür madenlerindeki güvenlik anlayışı ve işçi sağlığına yaklaşım radikal biçimde değişti. O günden itibaren de Amerika'da maden kazalarında ciddi bir azalma var.
16 ton
Eskİden katılacağım mitingler, gösteriler öncesinde beni daha da ateşlemesi için '6 tons' adlı Amerikan folk şarkısını dinlerdim. 16 ton Amerikan kömür işçisinin hayatını anlatır ve en meşhur cümlesiyle '16 ton kömür çıkardın, karşılığında ne alırsın. Hayatından giden bir gün daha ve şirket dükkanına biraz daha fazla borç, o kadar işte'
Çok etkileyici ve insanın tüylerini ürperten bir şarkıdır bu, dinlemenizi tavsiye ediyorum.
İnsanın ruhunun sadece 21 gram ağırlığında olduğu ölçülmüştür.
Bu doğru olabilir fakat bir maden işçisinin ruhu 16 tondur.
DEVRİMCİ ŞARKININ SÖZLERİ
Some people say a man is made outta' mud
(Bazıları insanın çamurdan oluştuğunu söyler)
A poor man's made outta' muscle and blood
(Fakir insan ise kas ve çamurdan oluşur)
A muscle and blood, skin and bones
(Kas ve çamur, deri ve kemik)
A mind thus a-weak and a back that's strong
(Zayıf bir akıl ve güçlü olan bir sırt)
...
You load sixteen tons and what do ya get?
(16 ton yüklersin karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don't you call me' cause I can't go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the company store
(Ruhumu şirketin bakkalına borçlandım)
...
I was born one mornin' and the sun didn't shine
(Bir gün doğdum ve güneş parlamadı)
I picked up a shovel and walked to the mine
(Küreğimi aldım ve madene yürüdüm)
I loaded sixteen tons of number 9 coal
(9 numara kömürden 16 ton yükledim)
And the store boss said 'well a-bless my soul'
(dükkan sahibi 'çok şükür'dedi.
...
You load sixteen tons and what do ya get?
(16 ton yüklersin karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don't you call me' cause I can't go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the company store
(Ruhumu şirketin bakkalına borçlandım)
...
If you see me comin' beter step aside
(Geldiğimi gördüğünüzde yana çekilseniz iyi olur)
A lottamen didn't and a lotta men died
(Çok insan bunu yapmadı ve çok insan öldü)
İf the right one don't getcha then the left one will
(Sağ yumruk işi yapmazsa sol yumruk yapar)
...
Sixteen tons and what do ya get?
(16 ton karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don't you call me' cause I can't go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the company store
(Ruhumu şirketin bakkalına sattım)
...
I was born one mornin' and it was drizzlin' rain
(Bir sabah doğdum sağanak yağmur vardı)
Fighting and trouble are my middle name
(Kavga ve bela benim göbek adımdır)
I as raised in a cane brake by an ol' mama lion
(Ben tabiatta yaşlı bir aslan tarafından yetiştirildim)
Can't no-a high toned woman make me walk the line
(Beni hiçbir üstten bakan kadın yola sokamaz)
...
You load sixteen tons and what do ya get?
(16 ton yüklersin karşılığında ne alırsın?)
Another day older and deeper in debt
(Bir gün daha yaşlanmış ve daha fazla borçlanmış olursun)
Saint Peter don't you call me 'cause ı can't go
(Aziz Peter beni çağırma çünkü gidemem)
I owe my soul to the compnay store
(Ruhumu şirketin bakkalına borçlandım)