Baştan şunu tespit edelim. Grupla yapılan gezintilerde grupta mutlaka başını belaya sokmaya açık hatta bunu arzulayan bir kişi bulunur. Bu kişi ilk önce otobüsten çıkılarak yapılan bir gezintide aniden ortadan kaybolarak kendini belli eder. Geçmişte gazetecilerle yaptığım gezilerde bu şekilde ortadan kaybolup, gezinin sonuna kadar ortaya çıkmayan kişiler bile olmuştu. Onu tekrar gördüğümüzde, hayrola ne oldu, başına neler geldi diye sorduğumuzda 'Başıma gelenleri hiç sormayın, ne siz sorun ne de ben anlatayım' demekle yetinmiş ve bizi meraklandırmıştır.
Bu tür kişiler birden fazla ülkenin gezildiği seyahatlerde, gidilen ülkelerin sınırında tutuklanırlar da. O ülkenin polisi ya arkadaşın tipinin belaya açık olduğuna karar verir ya da arkadaş mutlaka o ülkede ne yasaksa neye en çok tepki varsa onu sırt çantasına koyar. Yani bu Singapur'a bir koli çiklet sokmaya çalışmak gibi bir şeydir. (Rana'nın yanında bir koliye yakın nikotinli çiklet vardı, hem sigaraya hem sakıza tepkili olan bir ülkenin sınırından tutuklanmadan geçebilmesi benim açımdan bir şanssızlıktı.)
Şimdi benim naçizane tavsiyem bu tür insanlardan mümkün olduğunca uzak durun gezi boyunca (Benim böyle bir şansım yok, ben bir tanesiyle evliyim bari siz kurtarın kendinizi) gerek yıllardır gazetecilerle yaptığım turlar gerekse son zamanlardaki turistik gezilerim nedeniyle tecrübeli bir grup turcusu olduğumdan böylece ilk genel tavsiyemi verdim size. Diğerleri de şöyle;
1- Eğer tur operatörünüz sizlere burada yemek adetleri Türk damağına uymaz diyorsa, benim gibi yapmayın bunu dikkate alın, yoksa sonunda bir aşamada külah içinde kızartılmış çekirge yemek durumunda kalabilirsiniz. Ayrıca değişik tatlar deneyeceğim derken yemeği hazırlayanın 'Ama bu çok acıdır' uyarısını mutlaka dikkate alın. Yoksa tat alma duyunuzda kalıcı tahribat olur ve turun sonuna kadar ve belki de ebediyete kadar her sabah tuvalete çıkarken o uyarının yapıldığı meşum günü tekrar tekrar hatırlamak zorunda kalırsınız.
2- Yazının girişine tanımladığım başını belaya sokmaya eğilimi olan kişiyi yakından izleyin. Çünkü onun başına her an kafasının kopması gibi dramatik bir şey gelebilir ve sizin de keyfiniz geçici olsa da kaçabilir. Bizim turdaki kişiyi ilk önce kılıç kavgası gösterisi seyrederken uyardım. Yanıma oturmuştu baktım atılacak ortaya, kıpırdanmaya başladı, 'Sakın ha yapma' dedim. 'Neden?' dedi. Bu tür insanlar daima irrasyonel düzeyde cesur da olurlar. Etrafta dev bir kıyma makinesi görsünler, onun içine bile tereddütsüz atlarlar. Dövüşen gençlerden bir tanesi kırmızı kuşak takıyordu yani bu kara kuşaktan daha üst bir sınıftı bunun anlamı ise adamın vücudunun her uzvunun öldürücü bir silah kategorisine alınmış olmasıydı. (Biliyorum, biliyorum bu banal mesele benim de aklıma geldi. O uzvunun hangi kategoride olduğunu bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Bunu incelemeye de öğrenmeye de pek niyetim yok).
Neyse orada tavsiyemi tuttu ama sonra yılanlarla yapılan gösteriye gittik. Arkadaş gösteri yapanın, yılanın kafasını ağzına sokmasını çok beğendi, çok alkışladı bunu. Baktım yanımda yine huzursuzlanıyor, çıktı çıkacak sahneye, 'Sakın düşünme bile' dedim. Tabii ki 'Neden?' diye sordu. Çünkü onun için bir yılanın kafasını ağza almak artık son derece normal ve rutin bir işti. Birisi bunu bir kez yapmıştı ya bunun artık herkes tarafından mutlaka yapılması gereken bir şeydi. Bu onun büyük ihtimalle tamamen çıldırmış beynine göre. Onu durdurmak için şöyle bir şey söyledim. Bak şu yılanın boyuna, onun kafasını ağzına alrsan büyük ihtimalle, yılan olağanüstü bir biçimde içine girecek ve karaciğerini ve böbreğini teğet geçip direkt olarak göt deliğinden dışarı çıkacak diye anlattım. Galiba biraz fazla açık anlatmış olmalıyım ki arkadaşın huzursuzluğu aniden sona erdi ve istediğini yapamamış olmaktan dolayı üzüntülü bir şekilde yerine oturdu. Yılanın içe girmesi olasılığı değil de onun poposundan çıkması ihtimali onu rahatsız etmiş olmalıydı.
Daha bitmedi, sonra da timsah şovuna gittik. İnsanlar timsahların gerçekten çok atik ve tehlikeli olduğunu bir türlü kavrayamıyorlar nedense. Acaba bu timsahların normalde tamamen hareketsiz duruyor olmalarından mı kaynaklanıyordur acaba? Yıllar önce Florida Everglades'te bataklıkta motorla gezerken tur operatörü 'Sakın ha elinizdeki yiyecekleri timsahlara uzatmayın, daha önce bunu yapan turistlerin bir tanesinin vücudu, sonra timsahın karnı yarılarak çıkarıldı' diye anlattı. Çok net değil mi daha açık anlatılması mümkün değil herhalde. Sanki bunları hiç söylememiş gibi biraz sonra al yanaklı ve göbekli bir adam elindeki yarım yenmiş hamburgeri motordan aşağıya doğru tutmaya başladı. Üstelik bu gösterinin bizler tarafından sevilebileceğini bile düşünüyordu. Bir açıdan haklıydı da örneğin ben timsahın adamı yutmasının muhteşem olacağını düşünüp bu gösteriye neşeyle hazırlamıştım kendimi. Son derece aptal olması gereken bu insan karısına durmadan 'Honey Honey', diye seslenip, yapmakta olduğu intihar hareketinin karısının takdirini toplamasını ve hatta bu davranışı nedeniyle karısının kendisiyle sevişmeyi bile düşünebileceğini düşünüyordu. Karısı ise ondan mutlak biçimde tiksindiğini belli eder biçimde bakıyordu. Bir ara 'Görevli herkes hemen geri çekilsin' diye bağırdı ve aptal adamın biraz önce elinin bulunduğu yerde aniden bir dev timsah ağzı 'Pofff...' diye kapandı. Uyarı yapılmamış olsaydı hem dünyadan bir adet aptal daha eksilecekti hem de biz biraz eğlenecektik hem de karısı aldatma duygusuna kapılmadan istediği gerçek erkek ile yatmak imkanına kavuşacaktı, ama maalesef bunlar olamadı.
Son olarak arkadaş 'Sakın ha yapma' uyarıma bu sefer uymadı. Onun gün içinde muhakkak en azından bir kez ölüme yaklaşması gerekiyor. Hayatta böyle bir zorunluluğu var adamcağızın. Sahneye fırladı, amacı da kafasını timsahın ağzına sokmaktı. Ben artık dayanamadın ve salondan ayrıldım çünkü adamın kafasının kopmasına değil de koptuktan sonra kafasız vücudunun bir süre etrafta koşuşturmasına tahammül edemeyecektim. Salondan çıkarken bir an dönüp arkama baktığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi. Karşıda timsah ağzı açık tamamen hareketsiz biçimde duruyor. Arkadaş ise koşup koşup yere atlamış su birikimi üzerinden kafası önde kayarak, bağırarak, gülerek timsahın ağzına doğru gidiyor. Salondan çıktıktan sonra beklediğim acı haykırış, dehşet sesleri kafasız vücudun bir süre de olsa etrafta dolaşabilmesinden duyulan hayret sesleri filan gelmedi, ambulans da çağırmadılar. Çağrılsa da geleceği şüpheliydi zaten. Sonradan duyduğuma göre arkadaş ile timsah çok iyi anlaşmışlar, arkadaş timsahın boğazıma kadar giren kafasını oradan çıkarırken timsahın kafasına bir öpücük bile kondurmuş ve birlikte hatıra fotoğrafı bile çektirmişler. Bunu duyunca bir daha hiçbir gezide kimseye karışmamaya karar verdim. Kim kendisini nasıl ortadan kaldıracaksa bu onun bileceği bir iş. Ben ne yapayım, bana ne yani!