Kendimi negatif enerjiden tam arındırabilmem haberleri takip ettiğim için ne yazık ki arzu ettiğim düzeyde gerçekleşemiyor.
Türkiye bir kasırga gibi. Tartışmalarından, kavgalarından ne kadar kaçınmaya çalışsanız kasırga sizi de içine alıp oradan buraya savuruyor.
Her kasırganın bir gözü (merkezi) vardır. Kasırganın savurduğu insanlar bir süre dayanabilirlerse bu göze (merkeze) ulaşabilirler.
Orada durum çok sakindir, günlük güneşliktir, rahatlarsınız, sakinleşirsiniz ama kasırganın gözündeki bu rahatlık yanıltıcıdır, geçicidir, tam anlamıyla kaçmadığınız takdirde bir süre sonra aynı fırtına, şimşekli hava geri gelecektir (Bu benzetmeyi Lama Surya Das'ın 'Awakening to The Sacred' adlı kitabından aldım).
Türkiye'nin durumu böyle işte, insanına hiçbir rahatlama fırsatı tanımıyor. Arada bir rahatlar gibi olsak da sakinleşsek de bu sahte bir durum, sadece fırtınanın gözünde, tam merkezinde olduğumuzdan kısa süren rahatlamalar bunlar. Ülkeden uzaklaştığımda hele gittiğim yer aynı zamanda ruhsal dönüşüm yolculuğuna dönüşmüşken, Türkiye'ye ne kadar yazık ettiğimizi, bırakın Türkiye'yi kendi kendimize ne kadar haksızlıklar yaptığımızı derinden hissettim. Acımasızca harcıyoruz bu güzel ülkeyi ve insanımızı.
Geri dönerken uçakta dağıtılan Türk gazetelerini elime bile almak istemedim. Negatif enerjinin kasırganın girdabına düşmemi biraz daha erteleyim diye çabalıyordum.
Herald Tribune gazetesini aldım bunu okurken, yanımdaki arkadaşın gazetesinde 'Balyoz darbe planı' diye bir şey ve darbe sonrası için hazırlanmış gazeteciler listesi ile ilgili haber dikkatimi çekti.
Eğitim sürecinde amacım 'gazeteci listeleri' diye bir haber bile görsem artık bunun benim ilgimi çekmemesini ve bunu okumamayı sonunda başarmaktır. Sağlam bir otokontrol sistemi gerekiyor bunun için.
Yolun başında olduğum için nefesimi hala daha kontrol alında tutamıyorum. Bu yüzden gazeteyi adım ve listeleri okumaya başladım.
Darbeden sonra gözaltına alınacak gazeteciler ve yararlanılacak gazeteciler listeleri yapmışlar. Tahmin ettiğim ve umduğum gibi iki listede de yer almıyordum. Gözaltına alınacak gazeteciler listesinde yer almamama biraz kırılmakla birlikte, listelerin hiçbirinde bulunmamak benim için mükemmel bir sonuçtu. Açıkça söyleyeyim beni gazeteci bile saymadıklarını açıklasalardı daha da fazla sevinirdim.
AYŞE BÖHÜLER'İN YAZISI
Başkalarının dediği ile kendimi değerlendirmemeyi öğrenme sürecinde olmama rağmen döndükten sonra okuduğum bir yazı beni gerçekten sevindirdi.
Değerli yazar Ayşe Böhüler 'Yeni Şafak' gazetesindeki 'Müslüman erkek medyası' başlıklı yazısında bakın ne diyor:
'Mesela ben karşı medyadan yazma teklifini Kanal 7'de çalıştığım dönemde Serdar Turgut'tan almıştım. Doğrusu tekliften heyecan duymuştum. O dönemin ağır koşulları içinde, başörtülü bir yazarın farklı bir medyada yer alması açısından bu bir ilk olacaktı. Oldukça cazip olan bu teklifi sadece siyasi gerekçeler ile reddettim.'
Ayşe Hanım'ın dediği siyasi gerekçelerin ne olduğunu tam anlamadım ama keşke teklifimi kabul etseydi. Türkiye'nin çok daha derin bir meselesi olan başörtüsü konusunda sicilim zaten temizdi, o sicilime böylesine bir ilki başarmanın da eklenmiş olmasını doğrusu isterdim. Ben günün koşullarına göre hareket etmem, kendimle ilgili bir karar alırım ve koşullara bakmadan onu uygularım. 12 Eylül darbesi öncesinde üniversitede asistan iken başörtü hakkı için tavır koymaya karar almıştım ve koydum da. Sonunda büyük ihtimalle üniversiteden bu yüzden kovuldum. Bunu da sicilime gururla koydum. Darbeler konusunda da başörtüsü konusunda da sicilim temiz, sicil dosyamı gururla taşıyorum yanımda.
Ancak Türkiye'de sicil tutma konusunda iyi bir sınav verildiği söylenemez.
Burada sicile objektif gerçekleri yazmak adeti yok. Burada damga vurmak adeti var. Basit insanların kolayına geliyor sicile sadece tek bir damga vurmak. Çok kolay bu iş ve damgayı vurup unutabilirsiniz. Bana yıllardır ahlaksız, penis yazarı diye damgalar vurdular, kabulümdür ancak o sicil dosyasının sadece tek bir sayfasıdır. Diğer sayfalarda yer alanlara bakmazsanız sadece damganın bulunduğu sayfayla yetinirseniz, değerlendirme yapmazsınız. Ben damganın vurulduğu sayfada yazılanların bile bile üstüne gittim, o damgayı haklı çıkaracak yazıları durmadan mahsustan yazdım. O yazıları yazabilen bir insanın aynı zamanda sicil dosyasının diğer sayfalarında yazılı olanları da yapabileceğine insanlara göstermeye çalıştım. Bu önemliydi benim için. Çağdaşlığa ancak bu gerçek kavranılınca ulaşılabileceğini düşünüyorum. Ben hiçbir insanı tek boyutuyla kavramamayı öğrendim. Başörtüsüyle de algılamam insanları. Sicil dosyalarında damganın vurulduğu sayfa dışında başka sayfalar da olduğunu bilirim çünkü. Kendimden bilirim bunu ama sadece damganın bulunduğu sayfaya bakmanın yetmeyeceğini öğretemedim ne yazık ki. Uzun süredir bu kafamı meşgul edebiliyordu. Ama yeni başladığım yolculuğumda, artık böylesine kaygılara yer yok. İnsanları beni nasıl değerlendirdiklerine bakarak değerlendirmiyorum artık. Düşmana da düşmanlık yapmayacağım dosta da otomatik dost olmayacağım. Herkese hem mesafeli hem de yakınım. Sadece kendimi bu kasırga ortamında düzgün tutup, hayata tutunmaya çalışıyorum.
MANEVİ DÖNÜŞÜM SÜRECİ
Kasırganın gözündeki suni sakinliğe sığınmak anlamına gelen geçici dünyevi yalanlara da karnım tok. Gerçek sakinlik sadece manevi dönüşüm ile olabilir, bunu yaşıyorum ve sicil dosyam da kolumun altında yürüyorum o yolda. Damganın vurulduğu sayfayı da yırtıp attım dosyamda yeni sayfalar açtım.