(x) Aslında yazının başlığını 'Much ado about nothing' (William
Shakespeare) koyacaktım ama bunun temelde son derece anlamsız ve absürd olan bir yazıya hak etmediği
bir derinlik ve anlam yükleme gayreti olduğunu görerek bu anlamsız çabadan
vazgeçtim.
***
Bazı insanların çift penisli olabildiklerini öğrendiğim günden bu yana
'İnşallah bir çift penisli adam Kamasutra yapmaya çalışmaz' diye düşünüyorum. Çünkü bunun sonuçları
korkunç olabilirdi. Örneğin; karmaşık bir Kamasutra hareketi yapmaya çalışırken penislerinden bir
tanesi kendi poposuna girebilirdi. Bu eminim ki sadece acı vermekle kalmaz, aynı zamanda 'Sana ne
oldu' diye soran meraklı insanlara da açıklanması son derece güç
olabilirdi.
***
Hatırlıyorum da 'Açılım' kavramına post modern tanımlar getirmiş olan
'Çılgın Sally'nin göğüsleri çok iriydi ve de kesinlikle öldürücüydü. Bir defasında sahnede göğsüne
tutuşturduğu tüyleri sallamaya başladı, hemen acil durum ilan edip salonu boşalttırdılardı
bize.
New York'ta bir helikopter binanın damına inerken kaza olmuş ve pervanesi kopup dönerek
aşağıya caddeye düşmüştü. Dönen pervane, caddede bir süre insanları biçerek ilerlemeyi sürdürmüştü.
İşte 'Çılgın Sally'nin salladığı memeleri aynen bu etkiyi yapıyordu insanların üstünde. Benim
yüzümde de çizikler oldu o gece. Karım 'Kim çizdi yüzünü?' diye sordu. 'Bir kedi yaptı' dedim.
Bu defa da 'Peki kedi hangi kadınındı?' dedi.
İnanabiliyor musunuz; ben de bıktım ve gerçeği tüm
çıplaklığı ile anlattım ona. 'Saçmalama' demekle yetindi. Karım hala daha 'Çılgın Sally'nin
hikayesine inanmıyor ama umarım şu aralar tutukludur Sally. Çünkü o bence bir halk düşmanı. Veya en
azından memeleri göz hapsindedir inşallah.
***
Bir süreden beri sadece tek parçadan oluşan
bir 'Yap-boz' icadı üzerine çalışıyorum. 'Böyle şey de olur mu?' diyenlere inat, yakında bitirmek
üzereyim ve bu 'Yap-boz'un dünyanın gidişatını değiştirecek önemde olduğunu düşünüyorum. Oldukça zor
da oldu 'Yap-boz'u tamamlamak. Kendi icadım olmasına rağmen ben bile tek parçalı 'Yap-boz'umu bazen
başarı ile tamamlamakta zorlanıyorum.
Bu icadımın felsefe tarihini de derinden etkileyeceğini
biliyorum. Çünkü anlamsızlığın tanımı mecburen değişecek bundan sonra.
***
Okulun yanına
yaklaştığımızda, üç çocuğun yağmur altında yolun kenarında beklediklerini gördüm. Şoföre 'Yaklaş
yavaşça' dedim. Onları arabaya alacağımızı ve yağmurdan kurtulacaklarını düşündüler. Sevinmiş bir
şekilde yaklaşırlarken 'Bas gaza, git' dedim. Öyle de yaptık. Su sıçrattık onlara, daha da fazla
ıslandılar. Şaşkın ve üzgün ifadeyle arkamızdan bakarlarken geri geri gidip tekrar ıslattık onları.
Sonra bir daha gazladık ve artık sudan yeni çıkmış sıçan gibi olmuşlardı. 'Haydi gidelim buradan'
dedim ve giderken de çocuklara dil çıkararak nanik yaptım.
Rana, 'Nedir bu yaptıkların şimdi'
diye kızdı bana. 'Gönüllü bir insanın elini taşın altına koyup onlara hayal kırıklığının ne olduğunu
öğretmesi gerekiyordu. Bu da benden çocuk açılımıydı' dedim.
Rana pek tatmin olmadı bu cevabımdan
ama ben çocukların hayal kırıklığı kavramını iyice anladıklarına emindim. Bunu hala daha da
anlamadılarsa bir dahaki sefere onların gözlerinin önünde anne ve babalarını boğazlayacağım, belki o
zaman net kavrarlar meseleyi.
***
Geçenlerde alışveriş merkezinde yürüyen merdivende
ikinci kata çıkarken birdenbire 'Hayatın anlamı var mıdır ve varsa nedir?' sorusu kafama takıldı.
Bunu düşünmeye öyle bir dalmışım ki; üst kata geldiğimizde ben merdivenden indiğim halde yürümeyi
unutmuşum. Öylesine dalmışım derin düşüncelere. Tabii arkamda birçok insan zor durumda kaldı.
Düşenler de oldu, beni itmeye çalışanlar da... Onların dediklerine ve davranışlarına bakınca hayatın
bazı yabancı insanların size durup dururken sinirlenmeleri ve yok yere sizin ananıza, sülalenize
sövmelerinden ibaret olduğuna, öyle sanıldığı gibi pek anlamı filan bulunmadığına, sadece küfür ve
kabalıktan ibaret olduğuna karar verdim. Sonra yürüdüm ve ayrıldım oradan. Sonunda gerçeği bulduğum
için mutluydum.
***
Rana 'Çocuğa hayatın gerçeklerini anlatsana' dedi. Ben de 'Bana onları
hatırlatırsan memnuniyetle anlatırım' diye cevap verdim. Bu espri girişimim nakıs teşebbüs kaldı.
Sonra oğlan bana çocukların nasıl oluştuğunu sordu. Ben de haddinden fazla açıklıkla anlattım.
Sonunda 'Anladım baba' dedi ve odadan sessizce gitti.
Bir süre sonra tekrar geldi, benden 300
dolar borç istedi. O gece işi olduğunu, dışarıya çıkması gerektiğini söyledi. Galiba hayatın
gerçeklerini ona biraz fazla gerçekçi ve iştahlı anlatmıştım. Rana 'Ne olduysa oldu, kabahat bu işi
sana verende' dedi. 'Sen de mutlaka git onunla, yalnız başına çıkamaz' diye ekledi. 'Bana 300 dolar
borç verebilir misin?' dedim. Vermeyeceğini söyledi. 'Kredi kartın var ya' dedi.
Şimdi gidiyorum
ama fahişelerin yanında umarım POS makinesi vardır. Eğer yanlarında POS makinesini rutin olarak
taşımıyorlarsa bayağı zor durumda kalacağım da kesindi. Gece hakkında bir tek bu konuda
endişeliyim.
***
Bir başka akşam barda yanımdaki kadına konuşacak başka bir konu
bulamadığımdan 'Saf mantığın eleştirisi' hakkında konuşuyordum. Kadın galiba biraz sıkıldı. Çünkü
konuşmamın hiç alakasız bir yerinde bana durup dururken 'Haydi otelime gidip sevişelim' dedi. Galiba
beni susturabilmek için başka bir çaresi kalmadığını düşünüyordu. Çünkü böyle bir şey söylemesi için
başka bir mantıki nedeni olamazdı. 'Sevişelim mi?' diye sorsaydı 'Biraz düşüneyim' diyecektim ama
soru sormuyor, deklarasyonda bulunuyordu. 'Hazır değilim' dedim. 'Ne yani bakire misin yoksa hilkat
garibesi misin sen?' dedi.
Onun biraz kaba olduğunu düşünüyorum ama bir şey demedim. 'Hayır
bakire değilim ama sevişmeyeli öyle çok oldu ki; tekrar bakire olmuş olabilirim'
dedim.
Lafı değiştirmek için ona, 'Kaç yaşındasın sen' diye sordum, '19' dedi. 'Peki o zaman 20
yıl sonra buluşalım mı?' diye devam ettim. 'Bu yaptığının yasal olduğuna pek emin değilim' dedim.
'Yasal masal bu gece sevişeceğiz' dedi kadın. 'Yasallık deyince aklıma bir kitap geldi onu anlatayım
sonra gideriz tamam mı' dedim. 'Olur hayatım' dedi. Ben ona 'Suç ve Ceza'yı anlatmaya başladım.
5
saat kadar sonra kız galiba sıkıldı ve bir şey söylemeden gitti. Oysa kitabın ilk kısmı bile henüz
bitmemişti.
Badireyi zor atlatmıştım. Bir daha barlara gitmeyeceğim veya benim baştan bir hilkat
garibesi olduğumu bilen gerçekçi insanlarla dolu barlara gideceğim sadece.
***
Yeni
tanıştığım genç kadın 'Beni sinemaya götür' dedi. Ucuz kurtulmuştum. Daha kötüsü olabilir ve 'Beni
tiyatroya götür' de diyebilirdi. Gittiğimiz maalesef bir Türk filmiydi ve kadın bundan hoşlanıyordu.
Hemen bir neden bulup onu terk etmem gerekiyordu. Evli olduğumu söylemem bir işe yaramıyordu. Birden
bana dönüp 'Patlamış mısır yemeyi biraz keser misin?' dedi. Ben 'Niye böyle bir şey yapayım ki' diye
sordum.
Filmi seyretmediğim için bir şeyle oyalanmam gerekiyordu. Yağlı patlamış mısır çok
lezzetliydi. 'Yemeyi kes de seni öpeceğim' dedi. Aradığım vesileyi nihayet bulmuştum. Çok zor
olmayan bir karar verdim ve hemen uzakta başka bir koltuğa geçtim. Mısırım bitince de sinemadan
çıkıp eve gittim.