Ben sade bir vatandaş olarak Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a güveniyorum. Göreve geldiği günden beri bana iyi niyetli, entelektüel, ılımlı bir komutan izlenimi veriyor. Darbeci, katı, statükocu eski tip general imajını yıktığını düşünüyorum. Medyayı topladığı Harp Okulu açılış konuşmasındaki vurguları, referansları hoşuma gitti. Oturup uzun uzun sohbet edilecek, beraber fikir tartışmalarına dalınacak bir askermiş gibi görünüyor bana.
Ancak Başbuğ’un bu iyi niyetine rağmen Genelkurmay’ın günümüzde askere karşı oynanan psikolojik harbin kodlarını ne kadar çözdüğüne de ikna olamadım bir türlü. Çok dışarıdan bakınca asker “asimetrik savaş” konusunda biraz geç uyanmışa benziyor. Hâlâ konvansiyonel yöntemlerle mücadele etmeye çalışıyor. Hâlâ bir şeyleri detaylı anlatmaya, birilerini ikna etmeye çabalıyor.
Medyanın önüne çok fazla çıkıyor bir kere. Bu sene düzenli basın toplantıları iptal edildi, bana kalırsa iyi de bir gelişme oldu, ama şimdi de basına röportaj turları başladı.
Önce Hürriyet’ten Enis Berberoğlu, sonra da Habertürk’ten Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı...
Enis Berberoğlu iyi bir gazetecilik yaparak Başbuğ’un ağzından “Emasya kalkabilir” cümlesini aldı, ertesi gün tartışmalı protokol kalktı. Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’nın yaptığı söyleşi ise Başbuğ’un çizdiği “entelektüel asker” portresine son derece uygundu.
İki ayrı gazetedeki söyleşileri de büyük bir merakla okudum. Kusursuz gazetecilik örnekleriydi...
Ancak özellikle Habertürk’te bir durum dikkatimi çekti. Altaylı ve Bardakçı, Genelkurmay’da tam beş saat geçirmişler. Sabah saat 10:30’da girmişler, bir mesai günü ve tam beş saat sonra çıkmışlar.
Ekranlardan da gördüğümüz kadarıyla Murat Bardakçı konuşkan bir insan... Kuşkusuz entelektüel sohbeti seven Başbuğ’la okuduklarımızın dışında da ilginç konularda sohbet etmişlerdir. Ama yine de Genelkurmay Başkanı’nın bir çalışma gününde tam beş saat gazetecilere ayırmasını yadırgadım.
Burada gazetecilerin eleştirilecek hiçbir tarafı yok. Gazetecinin verilen süreyi uzatmak istemesinden, mümkün olduğu kadar daha fazla haber çıkartmak için uğraşmasından daha doğal bir durum olamaz. Hepimiz böyle yaparız... Karşı taraf konuşmayı sonlandırmadığı sürece hiçbir gazeteci gitmez.
Peki sıradan bir gazete okuruna, sade bir vatandaşa Türkiye’nin böyle kritik bir döneminde Genelkurmay Başkanı’nın tam beş saat konuşması ne anlam ifade eder?
Bana kalırsa Başbuğ bu konuşmanın “algısını” hesaplayamadı.
Askerin üzerinde böylesine oyunlar oynandığı, ordunun yıpratılmaya çalışıldığı, psikolojik savaşta her gün yeni bir “sitcom” tezgâhlandığı bir dönemde görevdeki Genelkurmay Başkanı beş saat konuşuyorsa buradan bir “Acaba Başbuğ kendisini ‘de facto’ emekliye mi ayırdı?” sorusu çıkar...
Tıpkı resim çizmek gibi, kabul edilebilir saatlerin ötesinde sohbetler de bol vakti olan ve Ege’ye yerleşen emekli paşalara özgü değil midir?
Beş saatlik sohbet mevcut Genelkurmay Başkanı’nın zayıfladığına, artık gücünün kalmadığına ve orduya hâkim olamadığına dair pek çok tevatür üretenleri mutlu eder ve psikolojik harpte askerin kendi kalesine attığı bir gol olarak algılanırsa bu imajı temizlemek de o kadar kolay olmaz kuşkusuz.
***
Not: Önceki gün Fatih Altaylı harika bir yazı yazdı... Habertürk’teki bu röportajın talimatla yaptırıldığını yazan birtakım zavallılara hak ettikleri dilden yanıt verdi. Maalesef birkaç tane kendini bilmez dönemin getirisiyle adam yerine konunca kendilerine basında da yer etmeye başladı... Bunlar gazeteciliği sadece talimatları yerine getirmek olarak algılıyor, başkaları da kendi çirkin alışkanlıklarına sahip zannediyorlar. Bu basında savaşılası bir iğrençliktir. Fatih Altaylı’ya sonuna kadar katılıyorum.
Başucu kitaplarım
- Just Kids: Bir süredir eski albümleri yeniden dinleme turumda Patti Smith’in “Horses” albümüne takılmış durumdayım. “Horses” içindeki şarkılar kadar kapağındaki müthiş bir Robert Mapplethorpe fotoğrafıyla da bilinir. Mapplethorpe ve Patti Smith “ruh ikiziydi.” İkisi de sanatçı olmak için New York’taydı ve Mapplethorpe’un kendi eşcinselliğini keşfetmesinden önce sevgililerdi. İkisi de devrim yaptı; Patti Smith müzikte, Mapplethorpe fotoğrafta... Ama bütün bunlardan önce ikisi de sadece birer çocuktu... Patti Smith yeni otobiyografisi “Just Kids”te bu ilişkiyi anlatıyor. Eşcinsel erkekleri çektiği ve fetiş nesneleriyle kendisinin öznesi olduğu yarı pornografik fotoğraflarıyla bilinen Mapplethorpe 80’lerin sonunda AIDS’ten öldü. Patti Smith ise hâlâ yaşayan en büyük Rock ozanlarından biri.
- An Education: Nick Hornby’nin yazdığı senaryo sayesinde Lynn Barber’ın “An Education” adlı makalesi geçen senenin en çok tartışılan filmlerinden biri oldu. Barber’ın birkaç sene önce bir dergiye yazdığı bu makale 16 yaşında, kendisinden çok daha yaşlı bir adam tarafından “kandırılıp” bir ilişkiye sürüklenmesi üzerine. Hornby’nin yazar ajanı olan eşi hemen Barber’a bu hikâyeyi film yapmak istediğini söylemiş birkaç sene önce. Senaryoyu yazacak kişi de aklındaymış: Kocası! Lynn Barber’ın bir makaleyle başlayan ilginç hikâyesi böylece hem bir filme hem de içinde Londra’nın Babıbali’nin Fleet Street’in, Barber’ın gazeteciliğe başladığı Penthouse dergisinin ve annesinin İngiliz diline olan hassasiyetiyle Barber’ın “sakatlanan” aksanının içinde olduğu bir biyografi çıkmış ortaya... “Eğitimim bana hasar verdi” diye yazıyor Lynn Barber hikâyesinde...
Twitter’daki ayak izlerimiz
Dünya modasında devrim yapan varoş çocuğu Alexander McQueen öldü... Günlerdir dünya basınında bu ölüm tartışılıyor. Bütün Batı gazetelerinde birinci sayfada bu haber var... Peki haberin içinde ölüm sebebi tartışılırken başvurulan kaynak?
McQueen’in twitter sayfasına yazdığı satırlar. Şimdi kaldırılan bu satırlarda moda efsanesinin mutsuzluğu, yalnızlığı, içine kapanıklığını görmek mümkün...
Twitter bir anlamda bizlerin bu dünyaya bıraktığı sanal ayak izleri... Takip edince şahsi haritalarımızı kabaca çıkartmak mümkün.
Önceki gün bir arkadaşımdan McQ’yla ilgili bir mail aldım... Annesiyle konuşmaları ve okurken kalbim sıkıştı...
Joyce McQueen: En büyük korkun ne?
Alexander McQueen: Senden önce ölmek.
Joyce McQueen: Sağol, oğlum. Seni ne gururlandırıyor?
Alexander McQueen: Sen.