Oray Eğin

Akşam sit-com'undan haberler

Bravo gazeteci: Bu ifade Hürriyet'in tarihe geçen manşetlerinden biriydi. Uğur Dündar için atılmıştı. Bugün bu manşeti bir başka gazeteci için ödünç almak istiyorum. Akşam yazarı Serdar Akinan... Günlerdir köşesinden ve twitter'dan an be an takip ediyoruz: Tekel işçilerinin direnişini aktarıyor. Unuttuğumuz bir gazeteciliği hepimize hatırlatıyor: Bu mesleğin en yüce mertebesinin muhabirlik olduğunu...

Çok zamandır yazıyorum, düşünüyorum... Türkiye'de alıştığımız anlamda köşe yazarlığı müessesesi iflas etmiştir. 80'li yıllarda başlayan ve 'her şeyi bilen her şeyi yazan' ve kendi korunaklı kalesinde yaşayan, günümüze kadar gelen tanrı yazarlar iflas ediyor artık. Günümüzde okurun beklentileri de, gazeteciliğin evrildiği nokta ve rekabet de buna işaret ediyor.
Ama dış faktörlerin ötesinde, kendi kendimize de bir sorgulama yapmalıyız. Ya eski düzeni sürdürüp intihar edeceğiz ya da sahaya ineceğiz.
Serdar Akinan İstanbul'dan işçilerle yola çıkarak eylemi takip etti ve bu mesleğin nasıl olması gerektiğini yeniden hatırlattı bize. Tebrikler...
Bu arada size tanımadığınız Serdar Akinan'dan da bahsetmek istiyorum: Bundan bir süre önce kendi isteğiyle yöneticiliği bıraktı, Çatalca'da yaptırdığı eve yerleşti ve medyanın bu karmakarışık dönemini 'dışarıdan' takip etmeye karar verdi. Çünkü bildiğimiz anlamda gazetecilik yapmak artık mümkün değildi onun için. Eğilip büküleceğine, denge adamı olacağına, çekilmeye karar verdi. Kitaplar üzerinde çalışmaya başladı...
Gazetecilik onun için sadece 'mesleğiniz ne' sorusu boş kalmasın diye verilen bir yanıt olmadığı için duramadı tabii ki... Oysa istese fasıllara gider, hükümete yaranır, birkaç iş bağlar, birkaç kanalda programlar yapar ve banka hesabını doldururdu. Bu kolay yöntemdi, bunu seçmedi.
Bilir misiniz, bir dönem de bir kamyonun benzin deposunda gizlenip silahların uçuştuğu Kuzey Irak'a girmişti Serdar... Haber peşinde gazeteciyi hiçbir şey durduramaz. İyi ki Serdar arkadaşım, iyi ki aynı gazetede yazıyoruz...

***
Hangi şartta olursa olsun kendinden ödün vermeyen bir gazeteci daha... Kuşkusuz Türk basınının en nev'i şahsına münhasır kalemi Burhan Ayeri de aramıza döndü... Burhan Ayeri, bu gazetenin 'ekran polisi' ama o televizyon köşesinden manşetlik işler çıkarıyor. Zaman zaman yolsuzluk dosyaları oradan devam ediyor, bazen toplumsal kampanyalar. İlla sonuç alıyor, illa takip ediyor ve o da hiçbir şekilde gazetecilikten vazgeçmiyor.
Gördüğü tedavi yüzünden epeydir aramızda yoktu. Doğrusunu söylemek gerekirse onsuz bir Akşam'ın A'sı yok demektir. Ben onun öfkesini, mizahını, zekasını ve çalışkanlığını çok özlemiştim...
Hastalıkla da savaşır Burhan Ayeri, ekrandaki zekasızlıkla da... Doktoru 'ömrüne 30 yıl daha katmış' diye yazdı ilk yazısında; bundan daha güzel ne haber olabilir...

***
'Yeni döneme adaptasyon' bugünlerde kendi aramızda en çok esprisi yaptığımız konu. Önceki gün Genel Yayın Yönetmeni   İsmail Küçükkaya'yla buluştuk ve ikimiz de çay içtik. Hatta bizim çay içtiğimizi görenlere de 'Yoksa siz hala kahve, şarap falan mı içiyorsunuz' diye takıldık, 'Bizde artık böyle' diye ekleyerek... İsmail'den daha fazla çay içen de ben oldum: Adaptasyon konusunda herkesten daha hızlı olmakla gurur duymalı mıyım?
İşin gerçeği şu: Bebek'te kahvaltıda buluşmuştuk...

***
Serdar Turgut'la en son İstinye Park'ta Günaydın Kasap'ta 'rib eye' yemek için sözleştik. Hemen her gün düzenli bir biçimde konuşuyoruz, yine konuşur ve buluşuruz diye kapattık telefonu. Ertesi gün Barcelona'da çıktı karşıma... Dönünce görüşürüz diye düşündüm, bu sefer de döner dönmez Uzakdoğu'ya gideceğini öğrendim...
2010 Serdar Turgut'ta belli değişikliklere gebe olacak galiba... Zorlasanız New York seyahati dışında evinden çıkaramayacağınız biri olmasına rağmen, kendi tabiriyle Tyler Brule tarzı bir hayat yaşamaya başladı... Fırsat bu fırsat 'Up in the Air'in romanını okusa belki bu tercihinden vazgeçebilir...
Onun yokluğu 'Ölü Genel Yayın Yönetmenleri Derneği'nin toplantılarını da aksatıyor.

***
Kendisinden haber alınamayan bir başka Akşam yazarı da Ali Saydam... Son günlerde çok fazla çalıştığını, çok fazla toplantı yaptığı ve doğal olarak da çok para kazandığına dair spekülasyonlar çıkıyor onu uyarayım. 'Çok para kazandı bu aralar' dedikodularının kaynağı benim elbette! Ali Saydam, çalışmaktan fırsat bulduğu ilk boşlukta ise Bozcaada'ya kaçıyor... Bu yoğun tempo yüzünden de hem bize 'ağabeylik' yapmıyor, hem de ona yakalamışken bedava almayı planladığımız iletişim stratejilerinden de mahrum ediyor.
Şaka bir yana, Ali Saydam bu aralar birkaç kitap yazıyor. Sanırım yakında da tamamlayacak. Ama onu her ne manisi olursa olsun olsun yerinden kıpırdatmaya ve önümüzdeki hafta 'X' restoranda aramıza dönmesini kutlamaya kararlıyız. Yemeğe kimler mi davetli peki? O da Tuğçe Tatari'nin uzmanlık alanı...

Birand-Dündar rekabetinde son perde
Bugünlerde hem Kanal D Haber'in hem de CNN Türk'ün başında olan Mehmet Ali Birand neyle uğraşıyor dersiniz? Harıl harıl inşaat yaptırıyor. Evine değil, Bağcılar'daki Doğan TV Center binasında... Birand'ın bütün konsantrasyonu bugünlerde haber merkezinin ve stüdyolarının yeniden düzenlenmesine yoğunlaşmış durumda.
Kanal D'nin haber stüdyoları CNN Türk'le birleştiriliyor...
'Ne var bunda' diyebilirsiniz... Mesele masrafları kısmak, ya da ortak bir havuz yapmak değil... Bu 'birleşmenin' ardında Uğur Dündar'a karşı bir tedbir almak yatıyor.
Anlatayım...
Bugünlerde herkes Star TV'nin satıldığını konuşuyor, resmi açıklama için gün sayılıyor. Patronlar Katı da satışı reddetmiyor artık.
Uğur Dündar hiçbir şekilde yeni patronajla çalışmayacağını duyurdu. Yani yeni patron Star'ı en büyük markası Uğur Dündar olmadan alacak.
Uğur Dündar'ın da gidebileceği iki yer var Doğan Grubu'nda: Kanal D Haber ya da CNN Türk... Rating'ler gösteriyor ki, Dündar aynı haber bültenini Kanal D'de yapsa az izlenen Star'dakinin iki katı rating alacak... Birand da bunu biliyor.
Uğur Dündar'ın açıkta kalması mümkün değil... Vazgeçilmez bir televizyon habercisi...
İşte şimdi CNN Türk ve Kanal D stüdyolarının neden birleştirildiği anlaşılıyor: Birand bir şekilde Uğur Dündar'ı buralardan uzak tutmak istiyor...
'Kanal D haber yayındayken, CNN Türk nasıl yayın yapacak aynı stüdyodan' diye soranlara ise Birand o sık kullandığı 'Şekerim' ifadesiyle yaklaşıp 'Ne olacak şekerim, belgesel falan yayınlarız' diyormuş.
Uğur Dündar ise bu hesaplara ve inşaat işlerine hiç girmeden sadece bekliyor...
Görüyorsunuz, ekranda rekabet nelere gebe oluyor...
Yorumlar
Bu yazı için henüz yorum girilmemiş

Bugün

32 0

Yarın

32 0 Hava Durumu

Finans

İMKB 59867 0
USD 1.5070 0
EURO 1.9620 0
ALTIN 56.99 0
  • balina av yasağı kal...

    balina avlanmasını engelleyen yasağın kalk...

    tango - kilisede dans

    tango meyve suyu içenler enerji patlaması ...

    pele son gol için sa...

    milli takım sponsoru live kanalının reklam...

    honda 600 f kaza anı

    motordan düşüyor......

    eğlenceli düğün

    nedime ve sadıçlardan dans show...

  • ricardo querasma tri...

    uefa resmi internet sitesinde ayagının dış...

    manga - we could be ...

    eurovision 2.miz manga'nın canlı performan...

    arda turan özel klip

    galatasarayın 10 numarası arda için süper ...

    organize işler - ara...

    yılmaz erdoğan kaleminden çıkan organize i...

    bowling - ölçülü sev...

    yoksa böyle gümbütüye gidersiniz...

  • türk malı - erman y...

    havuza girmeye korkan erman yüzme öğrenmey...

    türk malı - havuz se...

    havuz başına gelen erman ve baiye kuzu...

    yaşamayı bilen köpek

    arabanın camından kafasını sarkıtan akıllı...

    kvp - 7 parçaya bölerim

    kurtlar vadisi pusu polat alemdar seni 7 p...

    çok güzel harketler ...

    çok güzel harketler bunlar - hıyarlı baba....