Oray Eğin

Kapitalizm: Yılmaz'ın aşk hikayesi

Yılmaz Erdoğan'ın 'Neşeli Hayat'ta canlandırdığı Rıza karakteri maddi zorluklar yüzünden bir oyuncakçıda Noel Baba olarak çalışmaya başlayan, ama bu durumu yakın çevresine aktarmaktan utanan biri. Varoşlar zalim yüzünü Rıza'ya gösteriyor. Rıza neye elini atsa başarısız oluyor... İktidarsızlık da dahil.
Filmin hemen başında Rıza'yı bu duruma neyin soktuğunu anlıyoruz. Kapitalizmin insanları kolay yoldan zengin etme masallarının bir uzantısı olan çok katmanlı kazanç sisteminin tuzağına düşüyor Rıza. Amway gibi neredeyse 'piramit' sistemli kazanç firmalarından birinin, 'saadet zinciri' türü masallarına kolayca kapılıyor. Küçük insanın dev sistem tarafından ezildiği an. Kahvedeki arkadaşlarını örgütlüyor, kendi piramit sistemini kuruyor ve çantaları alıp 'Neşeli Hayat' marka kozmetik ürünlerini satmaya başlıyor.
Bir süre sonra kozmetiğin içindeki maddeye bakanlık yasak koyuyor, firma kapısına kilidi vurup kayboluyor, Rıza ve arkadaşları da aldıkları malzemelerle ortada kalıyor. Mahalleliler kendilerini bu piramidin içine soktuğu için de Rıza'ya yüz çeviriyorlar.
Yılmaz Erdoğan, ciddi bir kapitalizm eleştirisi gibi başladığı filminin yönünü bir anda değiştirerek tam da yılbaşı ortamına ve Noel Baba metaforuna uygun bir şekilde alt sınıf masalına dönüştürüyor.
Aslında, 'şehirlerarası otobüs'lerde yolculuk edip 'otlu peynir kokusu'yla beslenen ardından da bir kültür-sanat imparatoruna dönüşen Yılmaz Erdoğan'ın tam da böyle yapabileceği bir film olabilirmiş 'Neşeli Hayat.' Bu açıdan harcanmış bir fırsat gibi geldi bana.
Korktuğum pek çok Yılmaz Erdoğan 'demagojisi' bu filmden teğet geçmiş: Fakirin körü körüne kutsanması, işinde başarısız olana sadece fakir olduğu için acımayla bakılıp hoşgörülmesi gibi...
'Neşeli Hayat'ın sonu da fakirin sorunlarını kendi kendine çözeceği, Noel Baba metaforuna uygun olarak kısmetin, talihin aniden dönebileceği bir kutlamayla geliyor. Yeni bir yıl oluyor, yeni umutlar doğuyor; mikro düzeyde de Rıza'nın seks hayatı düzeliyor, mahalleliyle barışılıyor, biraz da para artıyor, akrabalar mutlu oluyor.
Ve aslında bütün bunlar da hikayenin, hikayecinin feodal köklerinden bir türlü kurtulamadığına işaret ediyor. Şöyle ki: Fakirin fakirden başka dostu olmadığı, zor günlerin neredeyse köydeki gibi bir 'dayanışmayla' aşılacağı, adalet mekanizmasına inancın olmadığı ortaya çıkıyor.
Oysa dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de piramit sistemi, saadet zincirleri hukuktan ağır darbeler yiyor. Özellikle Türkiye'de bu gibi davalarda mahkeme filmdekinin aksine büyük şirketlerin ya da düzenbazların değil, kandırılan masum vatandaşın tarafını tutuyor. En meşhuru olarak Titan davasını hatırlayabiliriz.
Dolayısıyla, 'Neşeli Hayat' da aslında solcu gelenekten gelen Yılmaz Erdoğan'ın sistemle sistem içinde savaşının bir yansıması olabilirmiş.
Yılmaz Erdoğan hemen her fırsatta 'Neşeli Hayat' için ne kadar çok çalıştığını ifade ediyor: Senaryoyu defalarca yazmış, Amerika'da kurs almış... Bütün bunlar karşılığını göstermiş. Erdoğan'ın kamerası her zamankinden daha başarılı, oyunculuk Türkiye ortalamasının çok üstünde, kastın (Ersin Korkut dışında) neredeyse tamamı 'overacting' yani 'aşırı oynama' hastalığına kapılmamış. Hikaye ve olay örgüsü daha oturaklı...
Bütün bu açılardan kendi kendini gerçekten iyi bir sinemacı olarak geliştiren Yılmaz Erdoğan büyük bir alkışı hak ediyor. Bana kalırsa 'Neşeli Hayat' Erdoğan'ın ileride çok daha iyi filmler yapacağının somut vaadi, bu anlamda bir 'ilk film.'
Bu mutlu gelecek tablosunun önünde çok büyük bir engel var: Yılmaz Erdoğan'ın kendisi. Sinemanın tekniğine yeterli yatırımı yaparken kendi altyapısına, politik birikimine hiç mi hiç yüklenmemiş. Sosyoloji dersinden sınıfta kalmış, 'piramit sistemleri' de yeteri kadar çalışmamış ama bunun sinema yapmak için bir engel olmadığını düşünüyor gibi: Ne de olsa kamera kullanıyor ya...
İşte Yılmaz Erdoğan'ın feodal geleneğe bağlılığı da buradan geliyor: 'Her şeyi ben yaparım, her şeyi ben yazarım, kimseyi dinlemem, bildiğim bana yeter, fazlasını öğrenmem, ben ağayım' inadı.
Keşke kendisine bu kadar güvenmeyip, başkalarına da biraz ortak çalışsa, 'kolektif' üretimin tadına varsa.
Zira 'Neşeli Hayat'ın handikabı, tam da vizyondaki bir başka filmin, 'Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi'yle aynı...
İyi niyetli, topluma eleştirel bakan insanların duygusal dışavurumu iki film de...
Ancak finallerde iki film de bütün yaratım süreci sadece iki yaratıcısına dayandığı için son sözü söyleme bakımından çok zayıf, bilgi eksikliği ve yeterli donanım olmadığından da son söz fazlasıyla sınırlı kalıyor.
Ve tam da bu yüzden başyapıt olabilecek bu iki film mediokrasinin o hüzünlü kentinde kalmaya mahkum oluyor.

Patrikhane 101
Fener Rum Patriği'nin Amerika'nın en prestijli haber programı '60 Minutes'e verdiği röportaj epey tartışma yarattı. Pek çok köşe yazarı Bartholomeos'un sözlerini değerlendiriyor.
Dün, gazeteler arasında bu konuya en serinkanlı yaklaşan iki yazar vardı... Adeta bu tartışmaları özetliyor, hem programı hem de Patrik'in açıklamalarını yorumluyorlardı...
'60 Minutes'i izleyen ve bizim için bir 'tanıtım' fırsatı olduğunu söyleyen Hürriyet yazarı    Ferai Tınç: Ellerine sağlık... Türk basınındaki bütün yorumlar adeta program izlenmeden yapılmıştı, Ferai Tınç ise ayrıntıyla programı izlemiş. Özellikle 'İstanbul'un nasıl Kudüs kadar önemli olduğu'nun altının çizildiğinden bahsediyordu... Hakikaten de '60 Minutes' Türkiye'nin bir kültür mirasını tanıtan muhteşem bir program yapmış aslında; biz 'çarmıha gerilmek' meselesine takılıp kalmışken gözden kaçıyor.
Bilgilendirici ve faydalı bir diğer yazı da Habertürk gazetesinde çıktı. Murat Bardakçı gayet yalın ve açıklayıcı bir dille Partikhane'nin önemini anlatmış köşesinde. 'Ekümenik' tartışmalarına değinmiş. Sonra da Türkiye'deki 'Ruhban Okulu açılırsa' paranoyasına...
Ancak maalesef Murat Bardakçı'nın 'yayın danışmanı' olduğu Habertürk'te bu konu üzerine cehaletin bir çocukluk hastalığı olmadığını kanıtlayan bir yazı daha vardı dün. Bilgiden yoksun ve sokak ağzıyla yazılmış Yiğit Bulut'un bu yazısını Bardakçı gazetesinde görünce ne hissetti, sormak isterim.

Bu restoranda dişim kırıldı
Eskiden çok sevdiğim, şimdi üzerini çizdiğim ve bir daha gitmeyeceğim, kimseye de gitmesini tavsiye etmeyeceğim bir restoran artık Hamdi... Pazar akşamı o yoğun yağmurda Hamdi'ye gittik... Pek çok aksaklık oldu, ama hadi onlardan bahsetmiyorum.
Çünkü bu yaşadığım hepsini örtecek kadar ağır bir durum...
Meze tepsisi geldi... İçinden seçtik, yemeğe başladık. Ben diyeyim ikinci, siz deyin üçüncü lokmadan muhammaranın içinden koca bir taş dişimi kırdı... Önce o sürtünme sesini duydum, sonra dilimle dişimi yokladım bir parçası düşmüştü... Ceviz kabuğu falan değil, düpedüz taş! Hemen taşı bir peçeteye koydum ve garsonu çağırdım. Bana 'yeni bir muhammara' getirmeyi önerdi. Hesabı istedim, bir de yetkili biriyle görüşmek...
Yetkili biri 10 dakika boyunca yanımıza gelmedi. Tahammülümüz kalmayıp kalktığımızda asansörde biri yanımıza yaklaştı ve 'Olanları duydum' diye iğrenç bir sırıtışla yüzümüze baktı... Söylediği tek söz: 'Olanları duydum.' Ne bir özür, ne bir açıklama...
Eğlenmek için çıktığımız gece diş hastanesinde, Dr. Okan Karapınar dişime dolgu yaparken bitti...
Benim için de Hamdi sonsuza dek bitti.
Yorumlar
Bu yazı için henüz yorum girilmemiş

Bugün

32 0

Yarın

32 0 Hava Durumu

Finans

İMKB 59867 0
USD 1.5070 0
EURO 1.9620 0
ALTIN 56.99 0
  • balina av yasağı kal...

    balina avlanmasını engelleyen yasağın kalk...

    tango - kilisede dans

    tango meyve suyu içenler enerji patlaması ...

    pele son gol için sa...

    milli takım sponsoru live kanalının reklam...

    honda 600 f kaza anı

    motordan düşüyor......

    eğlenceli düğün

    nedime ve sadıçlardan dans show...

  • ricardo querasma tri...

    uefa resmi internet sitesinde ayagının dış...

    manga - we could be ...

    eurovision 2.miz manga'nın canlı performan...

    arda turan özel klip

    galatasarayın 10 numarası arda için süper ...

    organize işler - ara...

    yılmaz erdoğan kaleminden çıkan organize i...

    bowling - ölçülü sev...

    yoksa böyle gümbütüye gidersiniz...

  • türk malı - erman y...

    havuza girmeye korkan erman yüzme öğrenmey...

    türk malı - havuz se...

    havuz başına gelen erman ve baiye kuzu...

    yaşamayı bilen köpek

    arabanın camından kafasını sarkıtan akıllı...

    kvp - 7 parçaya bölerim

    kurtlar vadisi pusu polat alemdar seni 7 p...

    çok güzel harketler ...

    çok güzel harketler bunlar - hıyarlı baba....