Görüştüğüm insanlar: Dışişleri Bakan yardımcısı Danny Ayalon, İsrail Silahlı Kuvvetleri (IDF) Basın Sözücüsü Barak Raz, eski hükümet sözcüsü Miri Eisin, eski Dışişleri Bakanı ve Kadima Partisi'nin başındaki Tzipi Livni ve Başbakan Erdoğan'dan 'arkadaşım' olarak söz eden İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanı Ben-Elizer'in de aralarında olduğu çok kalabalık bir 'yetkililer' kadrosuyla konuştuk. Livni hakikaten de dünya çapındaki şöhretini hak edecek kadar karizmatik... Ancak bütün görüşmeler esnasında kuşkusuz en etkileyicisi Miri Eisen'le yediğimiz akşam yemeğiydi... İsrail'in nasıl bir ülke olduğunu, gündelik hayatı, kültürü, yaşantıyı çok güzel anlattı...
Göçmen toplumu: 1961'de İsrail kurulurken asıl amaç dünyanın çeşitli yerlerindeki Yahudiler'e kendi devletlerine sahip olma imkanı sunmaktı... Bu yüzden de İsrail gerçek anlamda bir göçmen toplumu: 150 farklı ülkeden Yahudi var bu topraklarda. Bir göçmen toplumu olmanın sancılarını sonuna kadar yaşıyor... İsrail'de yaşayan Amerikalı bir Yahudi'yle kökenleri Fas'a dayanan bir Yahudi'nin yemeğindeki sofra bile birbirinden ayrışıyor. Okuldaki arkadaşlarının evlerine giden çocuklar kendi ailelerinden aynı yemeği isteyince anne-babalar şaşkınlık içinde kalıyor. Çünkü bilmiyorlar başka bir ülkenin mutfağını, hiç öğrenmemişler. İsrail'de 'Nerelisin' sorusunun yanıtı da 'Hangi ülkeden geldiniz' anlamına geliyor... Tel Aviv, bu kozmopolitliğin en güzel yansığı bir şehir.
Mimari: Kudüs, tarihsel öneminden de gelen bir korunaklılıkla çok özgün bir şehir. Bütün binaların aynı taşla yapılma zorunluluğu var. Tel Aviv maalesef 70'lerde gelişimi donmuş bir Ortadoğu şehri gibi... Kentsel dönüşüm projelerinin etkilerini örneğin parklarda görmek mümkün, şehrin dışına gökdelenler yapılıyor, kimi sokaklar hakikaten büyüleyici ama genel olarak binalar bakımsız, dökülmüş, bazıları terk edilmiş. Makyaja ve gösterişe hiç para harcanmamış. Bunun bir açıklaması yatırımın insan kaynaklarına olduğu mu acaba? Binalar iyi değil belki ama İsrail'de eğitim, tıp, teknoloji üst düzeyde...
Yeme-içme: Aklınızda her şeyin 'kosher' olacağına ve aç kalacağınıza dair bir kaygı varsa önyargılarınızı silin. Tel Aviv'de öyle çok fazla 'kosher' takan yok; cheseburger bile yiyebilirsiniz. Hatta dünyanın en iyi hamburgercilerinden biri de Tel Aviv'de... (Agadir) Kudüs'te şehrin en iyi 'kosher' lokantası La Guta'da müthiş bir ziyafet var... Tel Aviv'de bizim Kichenette'e benzeyen Brasserie ve kahvaltıcı Benedict 24 saat açık. Hotel Montefiore'nin barı ve restoranı en hareketli yer. Kimi 'büfelerde' muhteşem döner (schwarma) ve falafel var. İsrail'de Starbucks yok ama Rotschild Caddesi'ndeki Espressobar ondan daha güzel... Benim için yeme içmenin zirvesi Jaffa'da daracık bir sokakta fabrika gibi işleyen, salaş, bizim esnaf lokantası benzeri bir kebapçıydı: Itzik Hagadol... Kaçmaz... Kısacası, burada aç kalmazsınız hatta ziyafet bile çekersiniz...
Gece hayatı: Kudüs doğası gereği çok muhafazakar bir şehir. Şabat oldu mu sokaklarda in cin top oynuyor. Tel Aviv'de de cuma akşamüstü kepenkler iniyor, sessizlik oluyor. Cumartesi günleri bizim pazarlarımız gibi yaşanıyor. Pazar haftanın başlangıcı ve iş günü... Perşembe gecesi ise 'çıkılıyor' ve eğleniliyor. Genellikle gece 12'de bir bara gidiliyor, sabaha kadar takılınıyor orada. Sabaha karşı yeni bir parti başlıyor ve Şabat'a kadar sürüyor. 24 saatlik partiler... Ashmoret, Rotschild üzerindeki en gözde bar. Kapısından girerken 'Bu gece multi-seksüel bir gece, bir sorununuz var mı, her cinsel tercihten insan var' diye sordu bodyguard. 'Merak etme, biz de multi-seksüel bir grubuz' deyip içeri girdik...
Güvenlik: Hastanesinden alışveriş merkezine kadar dışarıda sıkı bir güvenlik var. Çantalara bakılıyor. Ama bahsedildiği kadar korkutucu değil. Biraz psikolojik bir tarafı var: Sabretmek, sakin bir şekilde sorulara yanıt vermek gerekiyor. Kudüs'te otelime girerken polis yolu protesto gösterileri için kapatmıştı, bir tanesi beni durdurup birkaç kere 'Üzerinde silah var mı' diye sordu. 'Hayır' deyip, geçtim. Havaalanında da birkaç kere aynı soruyu tekrarlıyorlar. 'Ne işiniz var İsrail'de', 'İbranice biliyor musunuz', 'Ortadoğu'da başka bir yere gittiniz mi' gibi sorular arka arkaya birkaç kere...
Hasan Pulur vs. Hasan Cemal
Bİr insan Hasan Pulur'u görünce tanımaz mı? Hele hele onunla aynı gazetede çalışıyorsa... Yıllarca belleğimize kazınan, aşina olduğumuz bir görüntüsü var Hasan Pulur'un. Yüz hatları çok belirgin; 100 metre öteden de anlarsınız... Peki Hasan Pulur'un bir 'benzeri' var mıdır? Öyle bir benzer ki Hasan Pulur'un her türlü belirgin ve özgün fiziksel özelliklerine sahip bir dublör mesela... Zannetmiyorum...
Kısacası Hasan Pulur bir yerdeyse görürseniz tanırsınız... Hasan Pulur yoksa da kolay kolay birini ona benzetmezsiniz... Haşmet Babaoğlu'nu Fuat Saka'yla karıştırabilirsiniz belki... Ya da Danny Boyle'u Yalçın Bayer'le... Semiramis'le Ajda'yı... Ama Hasan Pulur öyle kolay kolay biriyle karışmaz...
Ona rağmen kendi gazetesi Milliyet onun Hasan Cemal'in 40. meslek yılı partisine gittiğini yazmış... Kabul etmesi güç ama dikkatsizliktir, olur biter...
Fakat Hasan Pulur bu duruma fena bozulmuş... Geçen gün köşesine bir not koydu hatta. 'Böyle bir davette yer almadım' diye...
Sizce neden özel olarak bunu vurgulamak istedi? Neden özellikle katılmadığını söyledi?
Çünkü kendisini Hasan Cemal'in 40. meslek yılı partisine gidenlerden ayrıştırmak istedi de ondan... Çünkü gazete okuru, hele hele Milliyet'in kemik okur kitlesi bütün liberallere başta da Hasan Cemal'e çok tepkili. Belli ki Hasan Pulur'un da oraya gittiğini duyanlar ona kırgınlıklarını iletmişler...
O partiye gidenlerden Hıncal Uluç da bir yazı yazdı Hasan Cemal hakkında... Hıncal Abi'nin satır aralarına nasıl mesajlar gizlediğini bilirsiniz. Bu yazı bence bir 'vicdan muhasebesi' yazısıydı... 'Ben ve onlar' diye ayrımı çok net koyuyordu... Belli ki kendisinin o 'fotoğrafta' yer almasına itiraz edenlere açıklama yapıyordu.
Hasan Abi'yi içtenlikle severim... Kızarım, eleştiririm ama severim de... Ancak bu sevgi onun Türk basınındaki kamplaşmanın çok net bir figürü olduğunu telaffuz etmemi engellemez.
Keşke liberaller basını böyle kirletmeseydi de Hasan Cemal'in 40. meslek yılı kutlamasının üstünde böyle bir bulut dolaşmasaydı.