Son dakika haberleri peş peşe akıyor.
2003-2004 yılları arasında darbe planı yapmakla suçlanan generaller gözaltına alınmış. Evlerinde arama yapılıyor.
Ben ise 2002 yılı Eylül ayında yapılan bir konuşmaya kilitli kaldım.
***
Biliyorum pek çoğunuz kızacaksınız ama 12 Eylül döneminin acılarını yaşamış bir kuşağın temsilcisi olduğumdan olsa gerek, "generallerin gözaltına alınmasına" boş gözlerle bakıyorum. Üzerine yorum dahi yapmak istemiyorum. Darbe planlamak, milli iradeyi hiçe saymak, hükümeti devirmeye çalışmak ve bunun için örgütlenmek suç. Bu suçu işleyen her kim ise hakimlerin karşısına çıkmalı ve bundan hiç birimiz muaf değiliz. Yargıya güvenmeliyiz.
***
Bence sorunumuz bu gözaltılar ve soruşturmalar değil, gerçek demokrasi için tarafların niyetsiz ve isteksiz olmaları. Geçmiş iktidarlar gibi bu iktidar da kaçak güreşiyor. Generalleri içeri almak iktidar olmayı, gücü gösterir ama demokrat olduğunuzu göstermez mesela...
AB'ye uyum yasaları adı altında yargı reformuna start vermek ve gerekirse referanduma gitmek iyidir ama seçim sistemi ve siyasi partiler yasasında AB düzeyinde iyileştirme yapmamak demokrasiyi iştahının düşüklüğünü anlatmaya yeter...
***
2002 yılı Kasım... Seçimlerine birkaç ay kala, anketler henüz AK Parti'yi tek başına iktidar olarak göstermezken, o günün TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan, Derneği Yüksek İstişare Konseyi'nin açılış konuşmasını yapıyor. O konuşma metnini tekrar okuyorum. Ve hayıflanıyorum. O gün pek çok aydın gibi iş dünyasının da dile getirdiği öneriler hayata geçmiş olsaydı, bugün ülkenin siyasi manzarası farklı olur muydu diye düşünüyorum.
***
Önceki hafta yeni Başkan Ümit Boyner'in seçim barajları düşürülsün önerisi, eminim, pek çok kişi tarafından "TÜSİAD'ın gizli ajandası var. AK Parti'nin gücünü kırmaya, tek başına iktidar olmasını engelleyecek düzenleme istiyorlar" şeklinde yorumlanmıştır. Halbuki 8 yıl önce de daha bu iktidar ufukta gözükmezken bile aynı talep gündemdeydi.
Bakın o gün Özilhan nasıl sesleniyormuş:
"Siyasal sistemimizin daha demokratik, saygın, kendini yenileyebilen ve istikrarlı bir yapıya kavuşturmak için siyasi partiler ve seçim yasalarının değiştirilmesi şarttır. Seçimden birinci çıkan ancak seçmenlerin çoğunluğu tarafından tercih edilmeyen bir partinin parlamentoda oy oranının çok üzerinde sandalye elde edebildiği tüm siyasi çevrelerce bilinmektedir. Bilinen bir başka gerçek de, geniş bölge sistemi nedeniyle seçmenle milletvekili arasındaki bağın zayıf olmasa ve seçmenlerin bu yüzden vekillerini denetleme olanağının kalmadığı bunun da liderler sultasını güçlendirdiğidir."
Yıllardır konuşulan bu çarpıklık değişmiş midir?
Lider sultasıbitmiş midir?
Tüm siyasi görüşleri, kişi hak ve özgürlüklerini koruma altına alan çağdaş bir ülkede yaşıyor olsaydık, generaller içeri alındıdiye bu kadar kişi üzülür müydü sanıyorsunuz?
Ya da birileri darbe planıyapacak kadar gözü döner miydi bu süre içinde...
Türkiye'de her güçlü iktidar gibi AK Parti de demokrasiyi kendi pozisyonuna ve gücüne göre şekillendiriyor. Yargı reformu acil ama lider sultasını bitirecek dar bölge seçim sistemi ve tüm renkleri TBMM'de temsil olanağı sağlayacak düzenleme acil değil öyle mi? AK Parti'nin kapatılma süreci demokrasi ayıbı, Kürtlerin partisinin kapatılması demokrasinin korunması... Emekli generalleri gözaltına alacak kadar cesaretli bir sistem demokrasiyle (yargı, seçim sistemi, kişi hak ve özgürlülerini kapsayacak nitelikte) taçlandırılmadığı sürece hiç kimse kendini dokunulmaz hissetmesin bence...
Bu senaryolar ve toplum mühendisliği hiç bitmez bu ülkede...
Yavuz Semerci yazısı gazeteport.com'dan izin alınarak
yayınlanmıştır.