Özelleştirme İdaresi Başkan (ÖİB) Vekili Ahmet Aksu, Tekel'in en çok veren firmaya satılmasının aslında bir illüzyon olduğunu anlatan yazıma bir yanıt yollamış. Açıklama, yazımda yanlış bilgilendirmelere dayanan hususlara ilişkin olarak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini sağlamak amacıyla yapıldığı vurgulanmış ve TEKEL'in satışı için çıkılan 3 ihale süreci anlatılmış. Yanıt çok uzun. Özetle deniliyor ki; İhalenin hiçbir sürecinde, çalıştırılacak işçi sayısı ve fabrikalar, elde edilecek özelleştirme geliri v.b konularda karşılaştırılarak karar verilmesi söz konusu olmamıştır..."
Benim de Tekel ile ilgili yazılarımın tümünün omurgasını bu cümle oluşturuyor. İhale sürecinde çalıştırılacak işçi ile özelleştirme geliri arasında bir ilişki kurulmalı ve bunda ısrar edilmeliydi. O gün "yüksek fiyata sattık" diye hava yapanlar, Hazine'nin yıllar boyunca çalışmadan, çalışanlara para ödeyerek zarara uğratılmasını göz ardı ediyor. Şimdi de bunun sorumluluğunu işçilerin üzerine yıkıyor.
***
2003 yılında yapılan ilk ihaleyi hatırlayanınız var mı? O gün TEKEL'e ait Sigara Sanayi İşletmeleri ve Ticareti A.Ş, pazarlama ve yurtdışı şirketi satışa çıktı. Şartnamede yaklaşık 4.500 işçinin iş akitlerinin feshedileceği, tazminatları ödeneceği ve alıcının da bu işçileri istihdam etmek zorunda olduğu yazıyordu. İhaleye JTI (Japon Tobacco) ve BAT (British American Tobacco) firmaları teklif verdi. En yüksek teklif, 1 milyar 150 milyon dolarla JTI'den geldi.
Peki bu ihale neden fiyat düşük denilerek iptal edildi? ÖİB'nin (yolladığı açıklamada yazan) tespiti şu: "Çalışanlar başta olmak üzere şirket hisselerinin tüm aktif ve pasif ile birlikte alıcıya devredilecek olması ve diğer risklerin alıcı tarafından ödenmek zorunda kalacağı için düşük fiyat önerdiler."
Şimdi düşünün. O gün düşük denilen fiyat gerçekten düşük müydü? Bu kez toplama çıkarma işlemini siz yapın. 4.500 işçi için o günden bu güne kadar devletin yüklendiği maliyeti, ihalede teklif edilen 1 milyar 1 milyon dolara ekleyin ve sonuca varın.
***
2005 sonunda ikinci bir ihale açıldı. ÖİB ders almıştı. Bu kez satışa konu mal ve varlıklar tanımlandı ve 4.000 işçinin (emeklilik gibi nedenlerle işçi sayısı azalıyor giderek) çalıştırılma zorunluluğu kaldırıldı. İhaleye tek bir firma bile katılmadı. Neden? ÖİB açıklıyor: "Vergi rejiminde yapılan değişikler, kaçak ile mücadelenin yetersizliği ve çok eski üretim teknolojiye sahip ve verimsiz çalışan Adana, Bitlis ve Malatya Fabrikalarının da ihale kapsamında olması...
Ve son ihale:
Şartname, alınan derslerle dolu!
Bu kez hata (!) yapılmadı. Önce sendika ile anlaşıldı. TEKEL'de çalışan 3 bin 200 işçinin alıcı tarafından istihdam edilmeyen kısmının iş akitleri feshedilmeyerek TEKEL'in uygun olan diğer birimlerinde istihdam edileceği şartnameye girdi. Temiz bir ayıklanma yapıldı. Marka ve bazı varlıklar satışa çıktı. Ve BAT 1 milyar 700 milyar dolar ödedi. İşçilere kamuda istihdam garantisi verildiğinden sendika tepki göstermedi. İşçiler sessiz kaldı.
***
Başbakan Tayyip Erdoğan bu süreci iyi okumadığından eminim. Öyle olsaydı "Bu işçiler ile özelleştirme arasında bir ilişki yoktur" demezdi. Siz TEKEL'in içki bölümünü, sigara bölümünü sapsız üzüm tarzında satarsanız, her bölümden işçiler TEKEL'in bünyesinde kalır. Bu nedenle işçilerin istihdam edildiği mevcut kamu şirketini tasfiye etmek, TEKEL'in özelleştirme sürecinin bir parçasıdır. Özetle TEKEL'in her bölümünü yüksek fiyata satmak için işçiler kurban edilmiş, tepkileri yumuşatmak için kandırılmıştır.
Yavuz
Semerci yazısı gazeteport.com'dan izin alınarak yayınlanmıştır.