Ekonomi kamuoyu benden kurtulduğunu sanmasın diye 2010 ekonomisine yönelik bir beklenti analizi yapmak istiyorum. Yazıyorum, konu hayati öneme sahip olduğundan değil, benim hayati öneme sahip konularda da yazma yeteneğimin devam ettiğini göstermek amacım... Hafta içi her gün sabahları 10-15 dakika da olsa global iş dünyasının haber kanalı olan Bloomberg'de beni görenler şaşırmaz böylece... Ayrıca 2010 sonunda hatırlayanınız olursa hesap da sorabilir elbette.
***
Şakası bir yana, meslek hayatım boyunca ekonomiyi verilerle anlatmaya çalışan gazetecilerden biri olmanın sıkıntısını yaşadım. Objektif olma çabası, "kimseye yaranamama" noktasına taşıyabiliyor sizi.
Makro düzeyde iyi olan ve uzun vadede değeri anlaşılan politikalar veya icraatlar, sokakta evlerde hep can acıtır. Bu nedenle popülist yaklaşımları övmek yerine, can acıtıcı önlemlerin doğruluğuna vurgu yapmanız, sizi "tuzu kuru" sınıfında olduğunuza delalet sayılır.
Hükümet ve adamları ekonomi yorumcularının özellikle gazeteci olanlarını çok sever. Onları etkilemek, yönlendirmek ve hep bardağın dolu tarafını göstermek ister. Gösterirsiniz ve ekonomik yönetimleri genelde "bir çuval inciri berbat" edecek nitelikte işler yaptıklarından, eninde sonunda okuyucunun "dudak altı gülümsemesine" muhatap olursunuz. Siyasi yorumcular ise genelde ekonomik gerçeklere uzak siyaset adamları gibidir, "hep verilsin" diye bakarlar. Emekli maaşlarıyla perişanlık çekenler üzerine günlerce yazı yazabilirler ama kaynağın kim tarafından ve nasıl sağlanacağına ilişkin en ufak bir hesabı duymak bile istemezler. Bulunsun ve verilsin!
Ekonomi yorumcuları için ise iyi olan şey, bir önceki rakama göre sağlanan ilerleme veya iyileşmedir. İyileşme trendinin süreceğini gösteren parametrelerin var olup-olmadığıdır. İyileşme dediğiniz şey bazen bir hastanın koma halindeyken parmağını oynatması gibidir. Bazen de gözünü açması... Ve bunun "nesi iyidir" diyen meslektaşlarınız daha çok prim yapar... Daha çok sevilir.
Siyasi konular veya güncel hayat üzerine yazmak her daim keyiflidir. Bir yıldır yazı hayatımı, atışın bu kadar serbest olduğu bir alana da taşımış olmanın bilançosunu da sizlerle paylaşacağım elbette. Ama bugün ekonomi falına bakacağım, atış yeteneğini geliştirmiş bir yazar olarak!
***
1) Dünya ekonomisi düzeliyor ve gelişmiş ülkelerde enflasyonun tehdit etmediği büyüme eğilimi başladı. Merkez Bankaları faizi düşük tutmaya devam edecek. Akıllı müteşebbislerin ucuz finansman imkanlarıyla ciddi yatırım yapacağı bir dönem başladı.
2) Bizim gibi ülkelerde enflasyon tehlikesi riski olmasına karşın para girişi hızlanacak. Paramız değerli kaldığından arz kaynaklı şoklara karşı dirençli olacağız.
3) İMKB endeksi yıl sonunda 60 binin üzerine çıkacak.
4) Bütçe performansı 2009'a göre daha iyi olacak. Merkez Bankası düşük faiz politikasını gevşetecek.
5) IMF ile anlaşacağız
6) Türk Lirası değerli kalacak. Dolar kuru 1.40'lar seviyesinde seyredecek.
7) Yıllık enflasyon yüzde 7'nin altında kalacak.
8) Ekonomi yüzde 5 büyüyecek.
9) 101 milyar dolarlık ihracat, 2010 yılında yüzde 10 aratacak.
10) 138 milyar dolarlık ithalat rakamı ise yüzde 30 yükselecek.
11) 610 milyar dolara gerileyen milli gelirimiz (GSYİH) ise (hem kur, hem de büyüme kaynaklı ) 650 milyar dolara çıkacak.
12) Türkiye'nin en önemli sorunu olan işsizlik ise can acıtmaya devam edecek ve yüzde 13 civarındaki rakam, yüzde 15'lere tırmanacak. Yani büyüme başlaması 2010 yılında işsizliğe derman olmayacak.
13) Tayyip Erdoğan'ın sözüne güveniyorum; erken seçim olmayacak.
Yavuz
Semerci yazısı gazeteport.com'dan izin alınarak yayınlanmıştır.