Doğar doğmaz atıldığı çöp konteynerinde, gözleri kapalı ağlarken güldü şans, Boncuk'un yüzüne. Sesini duyup onu kurtaran ailenin evinde yaşıyor o günden beri. Çok da iyi bakılıyor. Evin sevgilisi. İki yaşında, erkek, siyah-beyaz bir ev kedisi o artık... Kuru mamadan başka şey yemiyor, huyu öyle. Gel gelelim büyük bir derdi var; kuşlar! Kış boyunca 'kuş nöbeti' tuttu Boncuk. Sabahın köründe uyanıyor, 'Pencereyi balkonu aç' diye bütün evi ayağa kaldırıyor. Hava kararana, kuşlar görünmez olana dek, pür dikkat izliyor. Pusu kuruyor, kendi lisanında avcı marşları mırıldanıyor. Günün sonunda yorgun düşüp uyuyana kadar mesai yapıyor. Nöbet, sabaha karşı yeniden başlıyor. Asla yılmıyor. Bıkmıyor. Usanmıyor. Bekleyen derviş, sonunda muradına ermiş... Boncuk, geçen hafta kuş yakalamış! Sinsi dişlerini, balkona ilk konan kuşun kanadının altına saplamış. Hayvan çırpındıkça, bu hırslanmış. Onu bulduklarında, bütün suratı ve kar beyaz patileri kan içindeymiş! Kuşcağızı kurtarmışlar ama bu sayede, Boncuk'un gerçek yüzüyle de tanışmışlar... Etin, balığın, tavuğun, ne pişmişinin ne çiğ olanının yüzüne bakan Boncuk efendi, 'katil' ruhluymuş meğer!
OLAĞAN EV KATİLLERİ
Masum görünüşlü ev kedilerinin, avcı genlerinin izinde, patilerini kana bulamasında şaşılacak şey yok tabii. Onların doğası bu. Fakat gazetelerin üçüncü sayfaları, 'katil doğanlar' açısından çok sarsıcı... Esmer kumral, bıyıklı bıyıksız, saçlı saçsız, evli bekar, çocuklu çocuksuz, sıradan ev erkekleri... Ya işleri bozulduğu ya iş bulamadığı, ya kıskandığı ya reddedildiği ya da terslendiği için... Bıçağı kaptığı gibi karılarını/sevgililerini/sevip de ulaşamadıklarını doğrayıp duruyorlar... On, yirmi, elli, yetmiş bıçak darbesi... Ya da arka arkaya saydırdıkları kuşunla, kevgire çeviriyorlar kadınları.
Her gün kaç haber... Kaç ölü... Kaç cinnet... Kaç cinayet... Kimi katil; 'İşlerim bozuldu, psikolojik bunalıma girdim' diyor, kimi; 'Tavuk bile kesemeyen biriyim'...
KANLI DÜĞÜN
Vesikalık resimleriyle, üçüncü sayfalara haber olan adamlar ve kadınlar... Çoğunun düğün fotoğrafı var, beraber... Genç 'katil' ve genç 'maktül', gelinlik ve damatlık içinde gülümsüyor albümde ya da çerçevede. Yıllar boyu... İyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta baş koyulmuş, aynı yastığa... Bir, iki, üç, beş çocuk sahibi olunmuş. Tencere kaynatılmış. Ocak tüttürülmüş. Kimse kimseyi öldürmemiş. Tavuk bile kesemeyen çiftlerin kurduğu karınca incitmez aileler, öyle ya da böyle idare etmiş...
Bir gün, bir gece, bir an... Fotoğraftaki damat, kendi gelinini (ya da tersi)... Kıtır kıtır kesiyor. Doğruyor. Ekmek bıçağıyla. Saplıyor. Çıkarıyor. Bir daha... Bir daha... Eller kana bulanıyor. Kadın mezara, adam mapusa... Ya da tersi... Silaha sarılan eller, dişi de olabiliyor. Daha feci olan ise; birkaç güne kalmadan üçüncü sayfaya haber olacak kadınlarla adamlar şu an herkes gibi, olağan şekilde yaşıyor... Çarşıda pazarda, trafikte yol alıyor... Son birkaç kilometre daha...
Devamı (sonu) üçüncü sayfada maalesef.
Taşınırken öğrendim ki...
- 'Eşya' denen merete, Fight Club-Dövüş Kulübü felsefesiyle bakmak şart (Sahip olduklarımız bize sahip olmaya başlıyor - Tyler Durden)...
- 37 yaşında, işinde gücünde bir kadına, 'bekar' diye; 'burası aile apartmanı' ihtarı çeken ev sahibi nesli tükenmemiş... (Swinger partileyen bir karı-koca tutar umarım o evi!)
- Doğru evi bulmanın formülü, İnternet'ten çıkıp sokak sokak gezmek...
- Telekom amcanın gözünde; Kadıköy, İstanbul dışı! (212-216 kodlaması bu dahiyane bakışın eseri zaten de; taksitlerini, sabit hat faturanıza iliştirip sattıkları ürünler tam anlamıyla baş belası oluyor, bu açıdan. Okumadan imzaladığımız o sözleşmelerde, 'Bu hattı 2 yıl boyunca şehir dışına taşıyamaz' gibi maddeler var. Dikkat dikkat dikkat!)